Giriş
Normalden daha büyük hacimli trombositlerin daha reaktif olduğu ve koroner arter hastalığı dahil, aterosklerozu öngörme açısından önemli bir belirteç olduğu gösterilmiştir (1). Tip 2 Diabetes Mellitus (DM) kardiyovasküler hastalık eşdeğeri olarak kabul edilmektedir (2). Ortalama trombosit hacminin (OTH) Tip 2 DM’de arttığı ve hiperglisemi göstergeleri ile ilişkili olduğu gösterilmiştir (3,4). Prediyabet ile OTH arasındaki ilişkiyi değerlendiren sınırlı sayıda çalışmada, prediyabeti olan hastalarda diyabeti olmayanlara göre OTH’nin arttığı gösterilmiştir (5). Diyabet ile ilişkili semptomu olan hastalarda herhangi bir zamanda bakılan plazma glukoz değerinin ≥200 mg/dl olması Tip 2 DM tanı kriteri iken, oral glukoz tolerans testinin (OGTT) birinci saatinde glukoz değerinin ≥200 mg/dl olmasının diyabet tanı kriteri olarak kullanılmamaktadır ve bu konu halen tartışmalıdır. Bu çalışmada prediyabete ek olarak OGTT birinci saat glukoz değeri ≥200 mg/dl olan hastalar, tek başına prediyabeti olan hastalar, Tip 2 DM tanısı olan hastaların OTH değerleri normal kontrollerle karşılaştırılmıştır.
Gereç ve Yöntemler
Çalışma kesitsel bir çalışma olarak düzenlendi. Çalışma hastaları Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji polikliniğine Haziran 2009-Mayıs 2010 tariheri arasında Tip 2 DM şüphesi veya obezite nedeniyle başvuran ve bu nedenle OGTT yapılan olgulardan (n=510) ve düzenli poliklinik takibi olan Tip 2 DM olgularından (n=780) seçildi. Antropometrik ölçümler ve kan basıncı değerleri kaydedildi. Glukohemoglobin, (HbA1c), tam kan sayımı, ve lipid parametreleri için kan örnekleri alındıktan sonra standart şartlara uygun olarak OGTT yapıldı. OGTT sonuçlarına göre, sonucu normal olan hastalar grup 1’e (n=52), prediyabet [Bozulmuş açlık glukozu (BAG) ve/veya bozulmuş glukoz toleransı (BGT)] ile beraber 1. saat glukoz değeri 200 mg/dl altında olanlar grup 2’ye (n=57), prediyabetle birlikte 1. saat glukoz değerleri 200 mg/dl ve üzerinde olan olgular ise grup 3’e (n=33) dahil edildi. Düzenli poliklinik takibinde olan ve koroner arter hastalığı öyküsü olmayan Tip 2 DM hastaları da grup 4 (n=48) olarak çalışmaya alındı. Hastalar gruplara ayrılırken yaş ve cinsiyet uyumu gözetildi. İstatistiksel analizler SPSS 11.0 sürümü ile yapıldı. Gruplar arası farklar One way ANOVA ile değerlendirildi, ancak normal dağılım göstermeyen değişkenler için Mann Whitney U testi kullanıldı. Değişkenler arası korelasyonlar için Pearson korelasyon analizi uygulandı.
Bulgular
Demografik, biyokimyasal ve hormonal veriler Tablo 1’de özetlenmiştir. Gruplar yaş ve cinsiyet açısından uyumluydu. Tip 2 DM grubu diğer üç gruba göre daha zayıf hastalardan oluşurken, OGTT yapılan gruplar karşılaştırıldığında grup 3 hem grup 2 hem de grup 1’e göre daha kilolu hastalardan oluşmaktaydı (p<0,05). OGTT yapılan her üç grubun da açlık glukozu grup 4’e göre düşüktü. Grup 1 ile karşılaştırıldığında hem grup 2 hem de grup 3’ün OGTT birinci ve ikinci saatlerinde glukoz düzeyleri daha yüksekti. Grup 2 ve 3 karşılaştırıldığında hem birinci hem de ikinci saat glukoz düzeyleri grup 3’te daha yüksek bulundu (p<0,001). Grup 2 ve Grup 3’ün düşük dansiteli lipoprotein kolesterol (LDL-K) düzeyi Tip 2 DM grubuna (Grup 4) göre daha yüksekti (p<0,05), ancak Tip 2 DM grubunda yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol (HDL-K) düzeyi diğer üç gruba göre daha düşük bulundu (Şekil 1). OGTT yapılan gruplar karşılaştırıldığında ise LDL-K benzer iken grup 3’ün HDL-K düzeyi grup 2’ye göre daha düşüktü (p<0,05). Tip 2 DM grubunda HbA1c düzeyi her üç gruba göre daha yüksek iken (p<0.001), HbA1c hem grup 2 hem de grup 3’te grup 1’e göre daha yüksekti. Grup 2 ve grup 3’ün ise HbA1c düzeyleri benzerdi. OTH Tip 2 DM grubunda diğer üç gruba göre daha yüksekti (p<0,001). Ancak OGTT yapılan üç grup birbirleriyle karşılaştırıldığında ise OTH benzer bulundu. Grup 2 ve Grup 3 hastalar prediyabet grubu olarak tek grup olarak kabul edilip grup 1 ile karşılaştırıldığında bile OTH’de anlamlı fark bulunamadı. OTH korelasyon analizinde HDL-K ile anlamlı negatif korelasyon gösterirken, açlık glukoz düzeyi ve HbA1c ile anlamlı pozitif korelasyon gösterdi (sırasıyla r=-0,265, p<0,001; r=0,428, p<0,001; r=0,818, p<0,001) (Şekil 2,3,4).
Tartışma
Oksidatif stres, sensitif C-reaktif protein (CRP) ve OTH gibi geleneksel olmayan bazı kardiyovasküler risk faktörleri Tip 2 DM’de artmaktadır (3,4,6-8). Kardiyovasküler hastalık riski ile OTH arasında ilişki olduğuna dair çalışmalar mevcutken, OTH prediyabette çok az değerlendirilmiştir (5). Çalışmamızda prediyabet olguları OGTT birinci saat glukozu yüksek olan ve olmayan iki ayrı grup olarak ele alınmış ve karbonhidrat metabolizma bozukluğunun en uç noktası olan Tip 2 DM ve normal glukoz toleransı olan gruplarla karşılaştırılmıştır. Sadece BAG olan olgularda yapılan bir çalışmaya göre, OTH Tip 2 DM’ye oranla daha az olsa da, normal kontrollerle karşılaştırıldığında artmaktadır (5). Bu çalışmanın yazarları OTH’nin yalnızca BAG’ı olan olgularda bile Tip 2 DM’de olduğu gibi inme ve koroner arter hastalığı gibi riskleri öngörebileceğini iddia etmiştir. Çalışmamızda ise prediyabet grubunda OTH’yi normal kontrollere benzer bulduk. Tip 2 DM hastalarında OTH’nin arttığı ve glisemik belirteçler ile OTH arasında bir ilişki olduğu gösterilmiştir (4). Belirgin hiperglisemi, dislipidemi gibi önemli kardiyovasküler risk faktörlerinin yerleşmediği prediyabet olgularında OTH’de artış olmaması beklenebilecek bir durumdur. Çalışmamızda göstermiş olduğumuz OTH ile kötü glisemik kontrol arasındaki pozitif korelasyon bu teorimizi destekler niteliktedir. OTH’nin prediyabette arttığını gösteren tek çalışmada, hastalara ait kardiyovasküler isklerle ilgili diğer veriler net olmadığından bu bulguyu etkileyebilecek faktörler konusunda net bir yorum yapmak güçtür (5). Artmış OTH ile hipertansiyon arasında bir bağlantı olabileceği yönünde kanıtlar vardır (9,10). Çalışmamızda OTH’nin diyabeti olmayan hasta gruplarının hiçbirinde değişmemesinin nedeni, bu gruplarda hipertansiyonun bulunmamasına bağlı olabilir. Düşük HDL-K da bir kardiyovasküler hastalık risk faktörü olup, dislipidemi ile OTH arasında da ilişki olması muhtemeldir (11). Çalışmamızda HDL-K düzeyi Tip 2 DM grubunda diğer gruplara göre düşük bulunduğu gibi, HDL-K ile OTH arasında da anlamlı bir negatif korelasyon izlenmiştir. Artmış miyokard infarktüsü riskinin ancak OTH için >11,6 fl değerleri için söz konusu olabileceği bildirilmektedir (12). Zuberi ve ark. çalışmalarında prediyabeti olan hasta grubunda OTH’yi bu eşik değerin üzerinde bulmamıştır (5). Bu nedenle bu çalışmada OTH artmış olsa da, bu artış bildirilen eşik değeri geçmediğinden prediyabetik hastalarda kardiyovasküler risk artışını öngörmek açısından klinik önemi tartışmalı hale gelebilir. Çalışmamızda Tip 2 DM dahil hiçbir hasta grubumuzda OTH bu eşik değeri aşmamıştır. Tip 2 DM hasta grubumuzda OTH diğer gruplara göre daha yüksek bulunmuştur, ancak mevcut literatür verilerinin tersine OTH için bildirilen eşik değeri aşmamıştır. Bu durum Tip 2 DM hasta grubumuzda anti-lipidemik ve anti-hipertansif tedaviler ile etkin hipertansiyon ve dislipidemi tedavisine bağlı olabilir.  Çalışmamızda prediyabetle birlikte OGTT birinci saat değeri ≥200 mg/dl olan hasta grubunda, tek başına prediyabeti olan gruba göre BKİ daha yüksekti. Bu da prediyabete ek olarak 1. saat glukozun kilo artışı ile beraber yükseldiğini göstermektedir. Bu bulgu kilo alımı ile beraber karbonhidrat metabolizmasındaki bozulmanın daha da ağırlaştığını gösterebilir, ki pankreatik rezerv kaybının bir işareti olabilir. Ancak OGTT birinci saatinde insülini ölçememiş olmamız bu anlamda yorum yapmamızı kısıtlamaktadır. Çalışmamızda prediyabete ek olarak OGTT birinci saat değeri ≥200 mg/dl olan hasta grubunda OTHdeğişmemiş görünse de, bu hasta grubunda kardiyovasküler risk artışı ile ilişkili olabilecek başka parametrelerin çalışılması yararlı olabilir.  Özetle, vücut ağırlığı arttıkça karbonhidrat metabolizma bozukluğunun da derecesi artmaktadır. Bu insülin rezervinin artık azalmaya başladığı şeklinde yorumlanabilir. Ancak OTH, normotansif, normolipidemik prediyabetiklerde de, prediyabet ile birlikte OGTT birinci saat değeri ≥200 mg/dl olanlar hastalarda da değişmemektedir. Bu gözlem, prediyabette Tip 2 DM’ye göre daha düşük düzeyde ve daha kısa süreli olan hiperglisemi ve vasküler komplikasyonların yokluğu ile açıklanabilir.

Yazışma Adresi/Address for Correspondence:  Dr. Ayşe Nur Torun, Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları, Şanlıurfa, Türkiye
E-posta: aysenurizol@yahoo.com Geliş Tarihi/Recevied: 14.04.2011  Kabul Tarihi/Accepted: 02.04.2012

Kaynaklar
1. Van der Loo B, Martin JF. A role for changes in platelet production in the cause of acute coronary syndromes. Arterioscler Thromb Vasc Biol 1999;19:672-9.
2. Howard BV, Best LG, Galloway JM, et al. Coronary heart disease risk equivalence in diabetes depends on concomitant risk factors. Diabetes Care 2006;29:391-7.
3. Tavil Y, Sen N, Yazici H, et al. Coronary heart disease is associated with mean platelet volume in type 2 diabetic patients. Platelets 2010;21:368-72.
4. Dalamaga M, Karmaniolas K, Lekka A, et al. Platelet markers correlate with glycemic indices in diabetic, but not diabetic-myelodysplastic patients with normal platelet count. Dis Markers 2010;29:55-61.
5. Zuberi B F, Akhtar N, Afsar S. Comparison of mean platelet volume in patients with diabetes mellitus, impaired fasting glucose and nondiabetic subjects. Singapore Med J 2008;49:114-6.
6. Likidlilid A, Patchanans N, Peerapatdit T, Sriratanasathavorn C. Lipid peroxidation and antioxidant enzyme activities in erythrocytes of type 2 diabetic patients. J Med Assoc Thai 2010;93:682-93.
7. Stefanovic A, Kotur-Stevuljevic J, Spasic S, et al. HDL 2 particles are associated with hyperglycaemia, lower PON1 activity and oxidative stress in type 2 diabetes mellitus patients. Clin Biochem 2010;43:1230-5.
8. Ogbera AO, Azenabor AO. Lipoprotein (a), C-reactive protein and some metabolic cardiovascular risk factors in type 2 DM. Diabetol Metab Syndr 2010;2:51.
9. Yarlioglues M, Kaya MG, Ardic I, et al. Relationship between mean platelet volume levels and subclinical target organ damage in newly diagnosed hypertensive patients. Blood Press 2011;20:92-7.
10. Varol E, Akcay S, Icli A, Yucel H, et al. Mean platelet volume in patients with prehypertension and hypertension. Clin Hemorheol Microcirc 2010;45:67-72.
11. Christenson JT, Gras PA, Grosclaude A, Simonet F, Schmuziger M. Reactive thrombocytosis following coronary artery bypass surgery: a possible link to a lipid dysfunction. J Cardiovasc Surg (Torino) 1996;37:491-8.
12. Endler G, Klimesch A, Sunder-Plassmann H, et al. Mean platelet volume is an independent risk factor for myocardial infarction but not for coronary artery disease. Br J Haematol 2002;117:399-404